Türkiye yeniden Osmanlı topraklarına sahip olacak !

2009-03-04 10:56:00

Bu iddiayı ortaya atan kişi sıradan bir kişi olsaydı, bu gazetede elbette görüşlerine yer verilmeyecekti. Ama Türkiye'nin yeniden imparatorluk kuracağını öngören bu kişi, ABD'nin en önemli stratejik araştırma merkezlerinden biri olan Stratfor'un başındaysa ve kişi ABD Savunma Bakanlığı'na yakınlığı ile biliniyorsa söylediklerine biraz kulak kabartmak lazım. Ünlü stratejist George Friedman, 2040 yılına kadar Türkiye'nin bölgesinde tek süper güç olacağını ve eski Osmanlı toprakları üzerinde yeniden söz sahibi olacağı öngörüsünde bulunuyor.TÜRKİYE DOĞAL LİDER"Türkiye'nin eski Osmanlı coğrafyasında kuracağı egemenliğin izlerini şimdiden görebilirsiniz" diyen Friedman, "Süreç zaten başladı. Eğer İslam coğrafyasına bakarsanız, Türkiye'nin bu ülkelerdeki ağırlığının giderek arttığını görebilirsiniz. Bölgeyi domine etmeye başladı bile. Balkanlar'da ise Arnavutluk ve hatta Sırbistanla ilişkileri gelişiyor. Kafkasya'da ise Gürcistan ve Azerbaycan ile güçlü bir ittifak kurdu. Gelecekte olmasını öngördüğüm şeylerin şu anda gelişmekte olduğunu görüyorum" diyor. Friedman'a göre Türkiye doğası gereği lider bir ülke.'BÖLGEDE BENZERİNİZ YOK'Friedman, "Türkiye'nin iki karakteristik özelliği var. Canlı bir ekonomiye ve çok güçlü orduya sahip. Dünyanın en büyük 17'nci ekonomisine sahipsiniz. 2020'ye kadar 10'uncu sıraya çıkmanızı bekliyorum. Büyük bir orduya ve güçlü hava kuvvetlerine sahipsiniz. Coğrafik yapınız en önemli avantajınız. Kısacası, bölgesel güç olmak için gerekli her şey Türkiye'de mevcut ve bölgede başka benzeriniz yok" diyor. Psikolojinizi süper güç olmaya hazırlayın "Türkiye'nin önündeki engel dışsal ... Devamı

" Ülkücü Şehitler " ve Ergenekon

2009-01-16 12:02:00

5 Ağustos 1980'de, Bahçelievler 3. Cadde'de bulunan MHP Genel Merkezi güpegündüz saldırıya uğradı. Saldıranlar 11 kişiydi. Yüzlerinde kar maskeleri vardı. Ellerindeki silahlarla üç yeri taradılar.Bunlardan biri polis karakolu, öbürü bugün sinema olarak kullanılan MİSK binasıydı. Asıl hedef ise MHP Genel Merkezi'ydi. Önce altı tane el bombası attılar. Kollarına asılı olan çantalardan çıkardıkları dolu şarjörleri boşalanların yerine takarak yaklaşık 300 mermi yaktılar. O gün MHP Genel Merkezi'nin önünde iki kişi hayatını kaybetti. Kurşunlarla delik deşik olan Teknik Öğretmen'li Ömer Demir'i tanırdım. 25 Ağustos 1980'de, yine aynı şekilde MHP'ye yakın bilinen Ziraat Mühendisleri Birliği saldırıya uğradı. Kızılay'da Adakale Sokak ile Tuna Caddesi'nin kesiştiği yerde bulunan binanın giriş katı lokal olarak kullanılıyordu. Yine kar maskeli kişiler önce el bombalarını attılar, sonra silahlarla taradılar. O gün de üç ülkücü genç hayatını kaybetti. Aralarında hatırladıkça burnumun direği sızlanan Dursun Özdemir de vardı. Dursun mahcup, sessiz ve tertemiz bir Anadolu delikanlısıydı. Bizim o zamanlar "mavra" tabir ettiğimiz muhabbetleri sessizce saatlerce dinlerdi. Kim bilir ne hayalleri, ailesinin ne beklentileri vardı. Ona rastgelen ölümün, zalimce bir haksızlık olduğunu düşünürüm. Bu iki saldırı da karşı tarafın, yani militan sol örgütlerin marifeti değildi. Tıpkı İstanbul Üniversitesi'nde yedi solcu gencin hayatını kaybettiği 16 Mart katliamının sağcıların eseri olmaması gibi. Benzer birçok olayda olduğu gibi bu üç olayda da saldırı şekli aynıydı: Önce el bombaları ve sonra silahlarla tarama. Bir kere profesyonelceydi. Tıpkı savaşlardaki gibi. Yine bu olayların hepsinin bir başka ortak özelliği vardı. Hepsinin dosyası "faili me&c... Devamı

Gazetelerimiz [ 1949 ]

2009-01-07 10:51:00

Gazetelerimiz Bu milletin bir derdi var: bir değil bin derdi var!... Fakat bu dertlerin başında, şu demokrasi devrinde Müslüman Türkün davasını benimseyen, onun derdini kendine dert edinen, onun isteklerini, ihtiyaçlarını dile getiren bir tek, amma bir tek yevmi gazetenin bulunmayışı geliyor. Bugün kelimenin hakiki manasıyla ortada 'Türk Matbuatı' diye bir şey yoktur. Sadece Türkçe çıkan yahudi menşeli, yabancı ruhlu, yalancı haber veren bir yığın basma kağıt tüccarı vardır.27 yıllık, nefes aldırmaz, kopkoyu bir tiranlık devrini alkışlayan, gidene söğen, geleni övenler bunlardır. Zavallı Türk Milleti fakrü zaruret içinde inim inim inlerken, meçhul şehidin kanı, kanıyla kurtardığı vatanı, namusu, şerefi, malı bu maksatlar için kullanılırken, ortalığı gül-gülistan gösteren bunlardır. Kıtalara, iklimlere sığmayan, dalgası Viyana surlarına vuran imparatorluğun kurucuları, tezlil ve tahkir edilirken; Hz.Peygamber içki masalarında, sarhoş ağızlarda 'Arap Mehmet' diye istihfaf olunurken, bir şehitler gaziler mücadelesi olan Milli Mücadele ve onun kurtardığı vatan, aziz Anadolu toprakları, Selanik dönmelerine, imansızlar saltanatına babalarının çiftliği gibi teslim edilirken; nice nice din uluları, ahlak kahramanları, vatanperver insanlar, meçhul şahıslar tarafından gece yataklarından kaldırılıp ve sürülüp, şafakla darağaçlarında sallandırılırken susan, susan değil, herzeler kusan, canileri, katilleri alkış tufanına tutan yine bu gazetelerdir.İçlerinden bir tanesi Akdenize düşse Akdenizi Karadeniz yapacak kadar kirli, mülevves olan bu adamlar ve takipçileri, şimdi birer vatanperver, hürriyet kahramanı, ahlak, seciye başbuğu kesildiler...Hangisini sayalım? Biri var: Mandacıdır, yahudidir!... Vatanı satılığa çıkarmıştır. Ispat edilmiş tam 5 ihaneti vardır. 5 damgalıdır... Devamı

Ülkücüler Ölmez mi ?

2008-12-26 10:34:00

Erdoğan Tanrıöven’in aziz hatırasına- Telefon çalar, açarız... üzgün bir ses "......başımız sağolsun....... vefat etmiş" der... Bir an yüzümüzde ifade donar... "Allah Allah, Allah rahmet eylesin, ne zaman, nerede" gibi bölük pörçük sözler dökülür ağzımızdan... Telefonu kapatırız, gündelik hayatımıza devam ederiz... * * * * * Oysa ne çok severdik birbirimizi... Dünya bir yana, ülküdaşlarımız bir yanaydı... Bir biz vardık bu alemde, bir de diğerleri... O soğuk yurt odalarında, bekar evlerinde sadece ekmek değildi paylaştığımız... Birbirimize emanetti canlarımız... Sabahlara kadar tartışırdık da tek sözümüz olmazdı kendimiz için... Ne ihale bilirdik, ne de listede sıra kavgası... * * * * * Nasıl da ışıldardı gözlerimiz karşılaştığımızda... Hiç bir zaman çok olmamıştı sayımız... Sınıflarımızda, işyerlerimizde çoğu kez tek başımızaydık... Bir başka dünyada gibiydik, diğerlerinin yanında... Bundan mı bilinmez ne çok özlerdik birbirimizi... Yeni bir insan kazanmak, yeni bir ülkücü bulmak ne büyük mutluluktu... Nasıl da açardık kollarımızı ve nasıl da bağrımıza basardık... Daha evvel bizden öncekilerin bizlere yaptıkları gibi... Allah var bizler de öyle görmüştük ağabeylerimizden... Bir büyük savaş vardı ve biz bu savaşın tarafıydık... ...ve bir gün "savaş bitti" dediler... İnandık... Oysa savaş devam ediyordu... Sessiz ve derinden... Alışık olmadığımız bir savaştı bu, toyduk, bilgisizdik... Büyük çoğunluk inandı savaşın bittiğine... Bizlere kimliğimizi veren Liderimiz bile inandıramadı çoğumuzu savaşın devam ettiğine... Ortalık toz duman oldu... Herbirimiz bir tarafa savrulduk... Ortalık yatıştığında, herbirimiz bir yerdeydik... Yeni bir dünya, yeni bir çevre... ...ve korkunç... Devamı

ENVER PAŞA'DAN MUSTAFA KEMAL'E MEKTUP

2008-11-14 10:28:00

      "Anadolu Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine: 16 Temmuz 1921 Moskova"        Muhterem Paşam!       Yusuf Kemal ve Rıza Nur Beyler Moskova'da iken, Berlin'den avdetimde gerek bunlara ve gerekse Ali Fuat Paşa biraderimize hariçteki mesaimizi ve size yazdığım mektupta ve gönderdiğim nizamnamede ve programla da izah ettiğim veçhile hariçteki tarzı mesainin memlekette bir fırkaya istinat etmesi lüzumunu bildirmiştim.         Bu sırada ise gerek Rus doktorları ve gerekse bizim doktorların muayenesi neticesinde veremin başlamış olduğu, Halil Paşa'nın memlekete gitmesi ve havası mutedil bir yerde oturması cümlece muvafık görülmüş, bu sebeple hareket etmişti. Kendisinin hareketinden sonra gelen mektupla ailesinin Taşkent'e gitmek üzere Trabzon'a geldiği, mamafih kendisi oraya çağırıldığı, Fuat Paşa bir akşam Afgan Sefaretinde Halil Paşa'nın Anadolu'dan gelecek iznini beklemesini söylemiş olduğunu anlatması üzerine, anlayamadığım tuhaf bir vaziyet karşısında bulunduğumu hissettim.          Halbuki size yazdığım telgrafa rağmen Avrupa'da İttihat ve Terakki manevrası başladı diye üzerimize yükleniyorlar. Biz buradan ve sonra da siz Bolşeviklerle münasebette bulundunuz diye, memleketten çıkmasında ısrar edilmiş...O da ailesi geldikten sonra yola çıkmıştır. Sonra bunu müteakip Küçük Talat Beyin tevkif ettirilerek çıkarılmış olduğunu buraya gelince anladım. Biraderim Nuri Bey'in de Erzurum'da kalebent edildiğini öğrendim. Her şeyi size açık bildirdiğim halde akraba ve arkadaşlarımın bu muameleye maruz olmalarını doğru bulmuyorum. Binaenaleyh size bir kere daha vaziyeti ber vechi ati izah etmeyi muvafık buldum. 1-    Memleketten ç... Devamı

En gözde meslekler ve sektörler !

2008-11-05 10:39:00

Türkiye'nin önümüzdeki 10 yılına damga vuracak sektörleri belli oldu. Bu sektörlerin başında enerji sektöre geliyor. Enerjiyi ise Perakende, lojistik, çevre ve yeniden dönüşüm sektörleri takip ediyor.Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Teknoloji Araştırma Merkezi (TEKAM) Müdürü Prof. Dr. Muammer Kaya, yaptığı açıklamada, gelecek 10 yılda Türkiye'de önemli yere sahip olacak 15 sektör arasında 130 milyar dolarlık yatırım yapılması gereken enerji sektörünün başı çektiğini söyledi. İşte gelecek vaat eden sektörler;Bilişim sistemleri ve teknoloji sektörü: Türkiye'nin bundan sonraki bütün konsantrasyonu teknoloji, inovasyon ve yenilikçilik üzerinde olacak. Çünkü, Ar-Ge ile başlayan süreçte, teknoloji gelişiyor, bu kalite ve verimlilik artışı olarak artan üretime yansıyor. Bu alanda nanoteknoloji, genetik ya da biyoteknoloji, yeni nesil nükleer yakıtlar ve teknolojileri; hidrojen ve yakıt pili teknolojileri ile süper-iletkenlerin üretimi öne çıkacak. Eğitim : Teknik eğitimden tarımdan göçenlerin dönüştürülmesine kadar her alanda değişen ekonomi ve değişen rekabet, buna uygun üretim, Ar-Ge ve nitelikli insan gücü gerektiriyor. Sektörler ya kendi elemanlarını yetiştirecek ya da bu işi başkalarına yaptıracaklar, yani standartlarını koyup, siparişini verip satın alacak. Bu alanda mesleğe dönük eğitimin derinleşmesi bekleniyor. Hayat boyu sürekli eğitim (çalışmayanlar için), mesleki eğitim (ara elemanlar için) ve meslek içi eğitim (çalışanların gelişmesi için), uzaktan eğitim (zaman ve mekandan bağımsız) önem kazanacaktır. Enerji ve Doğal kaynaklar:  Enerji sektörü hem dünyada hem de Türkiye'de katlanarak büy&... Devamı

Divân-ı Lügati't-Türk

2008-10-20 13:34:00

Divân-ı Lügati't-Türk (Arapça: ديوان لغات الترك), Kaşgarlı Mahmut tarafından Bağdat'ta 1072-1074 yılları arasında yazılan Türkçe-Arapça sözlüktür. Türkçe'nin bilinen en eski sözlüğü olup, batı Asya yazı Türkçesi hakkında varolan en kapsamlı ve önemli dil anıtıdır. El yazması nüshası 638 sayfadır ve yaklaşık 9000 Türkçe kelimenin ve cümlenin oldukça ayrıntılı Arapça ve başka dillerde açıklamasını içerir. Ayrıca Türklerin tarihine, coğrafi yayılımına, boylarına, lehçelerine ve yaşam tarzlarına ilişkin kısa bir önsöz ve metin içine serpiştirilmiş bilgiler mevcuttur.Klasik Arap leksikografisinin ilkelerine göre hazırlanmış olan sözlük, Kaşgarlı Mahmut'un Türk boyları hakkındaki etraflı bilgisinin yanısıra, Arap filolojisi konusunda da esaslı bir eğitim görmüş olduğunu gösterir.Sözlüğün elde bulunan tek yazma nüshası 1266'da Şam'da temize çekilmiş ve 1915'te İstanbul'da Ali Emiri Efendi (1857-1923) tarafından tesadüfen bulunmuştur. (Ancak daha önceki yüzyıllarda Antepli Aynî ve Kâtip Çelebi de Divân'dan söz ederler.) Ali Emiri yazması 1917'de Talat Paşa'nın (1874-1921) teşviki ile Kilisli Rıfat Bilge'nin (1873-1953) gözetiminde basılmış hemen bütün dünya Türkologlarının ilgisini çekmiştir. 1928 yılında Türkolog Carl Brockelmann, ayrıntılı notlarla sözlüğün Almanca çevirisini yayımlamıştır. Besim Atalay'ın modern Türkçe çevirisi 1940'ta Türk Dil Kurumu tarafından basılmıştır. Son yıllarda Robert Dankoff'un Divan-ı Lügat-it Türk çevirisi, yeni bilgiler ışığında önemli yorum değişikliklerine yol açmı... Devamı

Türkiye'yi bu domates kurtaracak !

2008-10-14 11:11:00

Eskişehir'de bir vatandaş, babasının sandığında bulduğu tohumları ekerek yaklaşık iki kilogram ağırlığında dev domatesler yetiştirdi. 'Yürek' adını verdiği domatesleri tescil ettiren vatandaş, şimdi İsrail'in gen teknolojisine karşı Türk domates tohumunu piyasaya sürmeye hazırlanıyor. Eskişehir'de turşuculuk yapan Mustafa İhsan Gürkan, 3,5 yıl önce ölen babasına ait sandığın içinde domates tohumu buldu. Fide haline getirdiği tohumları tarlaya diken Gürkan, yetişen domateslerin normalin çok üstünde bir büyüklüğe sahip olduğunu gördü. En küçüğü 1,5, en büyüğü ise 1,8 kilogram ağırlığındaki domateslere 'yürek' ismini veren Gürkan, dev domateslerden tohum elde etmek için çalışmalarını hızlandırdı. Yıllardır baba mesleği turşuculukla uğraşan Gürkan, hayatında ilk kez bu büyüklük ve şekilde domates gördüğünü söyledi. Yaşadıkları karşısında hayrete düşen ve 1 dönüm arazi üzerine ektiği domatesleri ilaç ve gübre kullanmadan doğal ortamda yetiştirdiğini belirten Gürkan, "Yıllardır sebze meyve yetiştiriyorum. Bir fidenin bu ağırlıktaki domatesleri nasıl taşıdığına hayret ettim. Hatta eşimi dostumu çağırıp gösterdim, onlar da gördükleri karşısında çok şaşırdı." şeklinde konuştu. Domateslerin renginin pembe olduğunu ve bir tanesiyle 6 kişinin doyduğunu kaydeden Gürkan, "Domateslerin çekirdeği çok az ve dana yüreğine benziyor. Bu sebeple domateslere 'yürek' ismini verdim. Domateslerin içi tamamen dolu ve tadı çok güzel. Yiyenler tadını çok beğeniyor." ifadesini kullandı. Babasından kalan tohumları bir mücevher gibi saklayan ve tescil ettiren Gürkan, İsrail'e karşı dünyaya Türk domates markasını yaygınlaştırmak istediklerini vurguladı. Proje üzerinde... Devamı

Hangi İl Ne kadar Şehit Verdi ?

2008-10-14 10:58:00

Tempo'nun Milli Savunma Bakanlığı'nın hazırladığı verilere dayanarak verdiği rakamlara göre, 4 bin 828 sivil terör nedeniyle hayatını kaybetti. 7 bin 946 şehidimizin 5 bin 821'i TSK mensubuydu.Adana186Giresun  96 Samsun 159 Adıyaman 54Gümüşhane  35Siirt163Afyon 117Hakkari 264 Sinop 47Ağrı 79Hatay 134 Sivas198Amasya 86 Isparta  59Tekirdağ 53Ankara260İçel  98Tokat144 Antalya  72İstanbul 284Trabzon 106Artvin 39İzmir176 Tunceli 48Aydın 75Kars113 Şanlıurfa 97Balıkesir121 Kastamonu  81Uşak  37 Bilecik  28Kayseri 138Van177Bingöl 104Kırklareli  44Yozgat153Bitlis 96Kırşehir 70Zonguldak 49Bolu  33Kocaeli 45Aksaray 73Burdur 36Konya203Bayburt 26Bursa114Kütahya 67Karaman 41Çanakkale  46Malatya105Kırıkkale 73Çankırı 73Manisa  45Batman102Çorum 131K.Maraş139Şırnak302Denizli104 Mardin199 Bartın 27Diyarbakır233 Muğla 55Ardahan  54Edirne  55Muş 53Iğdır  39Elazığ  86Nevşehir  40Yalova   7Erzincan  67Niğde  82Karabük 17Erzurum147Ordu132Kilis   15Eskişehir  95 Rize 56Osmaniye  87Gaziantep 116 Sakarya 28Düzce  28TempoEmniyet teşkilatı 775, geçici köy korucuları da bin 350 şehit verdi. EN FAZLA ŞEHİT VEREN İL ŞIRNAK 1984'ten bu yana terörle mücadele veren Türkiye'de şehit cenazesi çıkmayan ilimiz yok. MSB'nin verilerine göre, bugüne kadar PKK terörüne en fazla şehit veren ilimiz Şırnak.Teröre 302 şehit veren Şırnak'ı 284 şehitle İstanbul, 264 şehitle de Hakkari takip ediyor.... Devamı

Patrikhane - Ruhban Okulu

2008-09-22 10:16:00

  Milliyetçi Hareket Partisi Ístanbul İli Hanım Komitesi Başkanı A v. Hülya Karadeniz, düzenlediği basın toplantısında, patrikhane ve ruhban okulunun Türkiye'deki faaliyetlerini dile getirerek; mevcut yasalara göre her okulun açılmasının mümkün olmadığını söylemiştir. Biz Sayın Av. Hülya Karadeniz'in basın toplantısında okuduğu metni tam olarak yayınlıyoruz. Değerli basın mensupları, Tarih boyunca Türklüğün ve Türk'ün düşmanı olan ve aleyhinde faaliyet göstermekle tanınan Fener Rum Patrikhanesi ve Heybeliada Ruhban Okulu'ndan yetişen papazlar, bugün de Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bağımsızlığına ve bütünlüğüne yeni darbeler indirme hazırlığındadırlar. Heybeliada Ruhban Okulu, Heybeliada'nın Ümit Tepesi üzerinde 16.936 metrekarelik bir alana kurulmuştur. İçinde Aya Triada Manastırı bulunmaktadır. İlk defa 1772 yılında Manastıra bir okul yapılmıştır.1821 yılında Manastır ve okul yanmıştır. 1844 yılında yeniden inşa edilerek papaz okulu ile açılmıştır. 1894 yılında İstanbul'daki depremde okul yıkılmıştır. Bugünkü bina 1896 yılında inşa edilmiştir.1951 yılına kadar okul Heybeliada Ruhban Okulu adı altında orta derecede meslek okulu olarak devletimizce tanınmıştır. 1948 yılında Lozan Antlaşması ve Türk yasaları çiğnenerek, Amerikan vatandaşı Athenagoras Türk vatandaşlığına geçirilerek patrik yapılmıştır. Patrik'de durumdan istifade ederek Türk Hükümetinden bir takım imtiyazlar elde etmiştir. Bu imtiyazlardan biri de Heybeliada Ruhban Okulu'nun Teoloji (ilahiyat) fakültesine dönüştürülmesi ve dışarıdan okula yabancı öğrenci ve öğretmen getirilmesidir. 1952 yılında okulda 20 öğretmen (içlerinde Yunanlıda vardır 12 memur ve 70 öğrenci bulunmaktaydı. Bu öğrencilerin sadece 10'u Türk vatandaşıdır, geri kalanı Yu... Devamı