Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ - Şiir

2008-09-11 01:34:00

Kosan elbet varır, düşen kalkar,Kara taştan su damla damla akar.Birikir, sonra bir gümüş göl olur.Arayan hakk'ı en sonunda bulur.Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ Devamı

Atatürk " Atatürk'e hakaret eden köylü "

2008-09-11 01:26:00

           Atatürk'e hakaretten sanık bir köylüye ilişkin kovuşturma yapılıyordu. Durumu Atatürk'e söylediler. "Mahkemeye veriyoruz." dediler. "Size sövmüş." Atatürk sordu : "Ben ne yapmışım ki ona?” Kovuşturma belgelerini inceleyenler açıkladılar : - Gazete kağıdıyla sardığı sigarayı yakarken kağıt tutuşmuş da ondan." Atatürk : "Siz hiç gazete kağıdıyla sigara içtiniz mi?" - Hayır.- Ben Trablus'tayken içmiştim, bilirim. Pek kötü şey. Köylü bana az sövmüş. Siz bunun için onu mahkemeye vereceğinize, ona insan gibi sigara içmeyi sağlayınız!(Hilmi Yücebaş) Devamı

Atatürk " Ankara'yı niçin başkent yaptım "

2008-09-11 01:23:00

ANKARA'YI NİÇİN BAŞKENT YAPTIM ? Sıcak bir günün akşamında yanında kimi ileri gelenlerle Köşk’ün bahçesinde dolaşıyordu. Ben de o sıralar eski Köşk’ün tavan dekorlarıyla uğraşıyordum. Tozlu, sisli bir akşam Ankara’nın üstüne çökmüştü. Yer yer toz hortumları göğe doğru yükseliyor; görünüme (manzaraya) daha boğucu bir hava ekliyordu. Bize:                - “Ankara’yı hükümet merkezi yapmakla iyi mi ettim?” diye sordu.                Tabii herkes olumlu yanıt verdi. Arkasından “Neden?” sorusu gelince, kimi stratejiden, kimi siyasetten söz etti. Üstelik birimiz "Kayalık güzeldir." gibi bir estetik kuram da ortaya attı. Atatürk : -      "Şimdi dalkavukluğu bırakın.” diyerek tartışmayı kapadı. “Ankara’nın hükümet merkezi olmak için saydığınız özellikleri beni ikna etmeye yetmez. Ben Ankara’yı hükümet merkezi yapmakla büsbütün başka bir hedef güttüm. Türk’ün, olanaksızı olanak durumuna getiren büyük gücünü dünyaya bir kere daha yinelemek istedim. Bir gün gelecek şu çorak tarlalar, yeşil ağaçların çevirdiği villaların arasından uzanan yeşil sahalar asfaltlarla bezenecek. Hem bunu hepimiz göreceğiz. O kadar yakında olacak." dedi.(Emekli Tümgeneral Muzaffer Erendil, Anekdotlarla Atatürk) ... Devamı

Atatürk "Anadolu'yu dinlemek"

2008-09-11 01:21:00

ANADOLU'YU DİNLEMEK           Acı işgal günlerinde, önemli devlet adamlarının da bulundukları toplantıda herkes, Türkiye’nin düştüğü acıklı duruma bir çare arıyor. Amerikan, İngiliz koruyuculuğundan söz ediliyor. Bir ara Mustafa Kemal Paşa’ya da ne düşündüğünü sordular. Atatürk şu kısa yanıtı verdi :         “Beyler, hepiniz konuştunuz, isteklerinizi bildirdiniz. Birbirinize de sordunuz, hepinizi dinledik. Ancak Anadolu’ya bir şey sordunuz mu? Anadolu’yu dinlediniz mi? Ona da soralım, bir de onu dinleyelim beyler!”Arıburnu, s.334 Devamı

Amerikanın Özgürlük Mücadelesi

2008-09-11 00:00:00

18 Haziran 1812: ABD İngiltere'ye savaş ilan etti24 Ağustos 1814: İngiliz-Kanada birlikleri Washington D.C.'ye saldırdı, çok sayıda bina yandı.24 Ağustos 1814: ABD ve İngiltere savaşı bitiren bir centilmenlik anlaşması imzaladı. 35 bin Amerikalı, 6 bin 500 Kanadalı karşısında savaşı kaybetmişti. Ama müzakerelerden Amerikalılar karlı çıktı.Meksika Savaşı (1846)08 Mayıs 1846: Palo Alto'daki çatışmalar sonrası Meksika savaşı başladı13 Mayıs 1846: ABD Meksika'ya savaş ilan etti14 Eylül 1846: Amerikan birlikleri Meksika'yı aldı02 Şubat 1848: Meksika ve ABD Meksika-Amerika Savaşı'nı sona erdiren Gudalup Hidalgo anlaşmasını imzaladı. ABD anlaşmanın sonucunda Kaliforniya, Nevada, Utah ve Arizona'nın bir kısmı, Colorado, New Mexico ve Wyoming'i aldı.İspanyol-Amerikan Savaşı (1898)20 Nisan 1898: ABD İspanya'ya savaş ilan etti.1 Mayıs 1898: Amerikan birlikleri Manila Körfezi'ndeki muharebeyi kazandı1 Temmuz 1898: Amerikan birlikleri Santiago muharebesini kazandı7 Temmuz 1898: ABD Hawai'yi topraklarına kattı25 Temmuz 1898: Amerikan birlikleri Puerto Rico'ya saldırdı.12 Ağustos 1898: ABD ve İspanya savaşı sona erdiren bir ateşkes anlaşması imzaladı10 Aralık 1898: ABD ve İspanya İspanyol-Amerikan Savaşı'nı resmi olarak sona erdiren Paris 1898 anlaşmasını imzaladı.6 Şubat 1899: ABD Guam, Filipinler ve Puerto Rico'yu topraklarına kattı.İlk atom bombası (1945) 4 Eylül 1939: Fransa ve Büyük Britanya Almanya'ya savaş ilan etti. II. Dünya savaşı da başlamış oldu.7 Aralık 1941: Japon birlikleri ABD'nin Hawai'deki deniz üssü Pearl Harbor'a saldırdı8 Aralık 1941: ABD Japonya'ya savaş ilan etti.6 Ağustos 1945: ABD Japonya'nın Hiroşima kentine ilk atom bombasını attı.9 Ağustos 1945: ABD Japonya'nın Nagazaki kentine ikinci atom bombasını attı. 250 bin kişinin bir anda öldürdüğü atom bombaları uzun vadede de ölümlere neden oldu. Kore Savaşı (1950)25 Haziran 1950: Sovyetler'in desteğini alan Kuzey K... Devamı

Ayasofya ve Atatürk

2008-08-28 17:52:00

Ayasofya ve Atatürk!             Masonların memlekette cirit attığı l930'lu yıllarda, Amerika'nın Boston şehrinde bir enstitü kurulur: Bizans Araştırmaları Enstitüsü... Enstitünün başına getirilen adam bir papaz. Papaz, fakat papazdan çok siyasi bir militan. Adı Whitte More. İsminin önünde Papaz Profesör ünvanı var. Türkiye'deki muhalifleri, adamın ilmi şahsiyetinin olmadığını, yayınlanmış ciddi eserlerinin bulunmadığını yaymak isterler. İşte bu adam, Bizans Araştırmaları Enstitüsü Müdürü sıfatıyla Mustafa Kemal'e müracaat eder. Küçücük bir dileği vardır: O da Ayasofya'yı tamir etmek... Başvuru yılı 1931. Bu samimi ve zararsız başvuru kabul görür ve papaz başkanlığında tamir çalışmaları başlar. Başlar başlamasına da, papazın başı namaz kılan müminlerle derttedir. Günde beş vakit namaz tamirat işlerini aksatmaktadır.             Papaz'ın pratik zekası bir daha devreye girer ve tamir faaliyetlerinin daha rahat yapılabilmesi için, Ayasofya'nın geçici olarak ibadete kapatılması sağlanır. Ondan sonra ne tezgahlar kurgulanır bilmiyoruz. Bildiğimiz tek şey, Ayasofya'nın o günden sonra bir daha ibadete açılmadığıdır. Prof. Semavi Eyice'den dinleyelim: "Whitte More çalışmalar sürerken, 1934'te Atatürk bir akşam sofrasında Ayasofya'nın müze haline getirilmesi düşüncesini ortaya atmıştır."             Bizim kanaatimiz:  Mustafa Kemal Batı dünyasının (Haçlı-Siyonist ittifakının) Ayasofya'yı kilise yapma niyetinin farkındadır. Fethin sembolü olan bu mabedin müzeye çevrilmesi isteği, sonradan kiliseleştirmenin ilk basamağıdır. İşte burada Atatürk'ün taktik dehası devreye girmiş; ... Devamı

Ayasofya İbadete Açılmadıkça Türklerin Bağımsızlığı Lafta Kalaca

2008-08-28 17:42:00

İsmet Sezgin'in Ekim 2006 Tarihli yazısıdır.Ayasofya, Hakkın Batıla, Hilal'in Haç'a galibiyetinin simgesidir.              Ayasofya; Sultan Fatih'in ebediyen cami olmak üzere özel vakfiyesidir ve bizlere kutsal emanetidir. Ayaofya; Anadolu'nun ve İstanbul'un İslamlaştığının ve Müslüman Türke vatanlaştığının abideleşmiş ifadesidir.             Ayaofya; geçmişimize ve Milli özümüze bağlılığımızın ve gerçekten bağımsız olup olmadığımızın bir göstergesidir. Ve Ayaofya yeniden ibadete açılmadığı müddetçe de, bizim bağımsızlık mücadelemiz henüz hedefine ermemiş ve bitmemiş demektir.             04.07.2006 tarihli Sabah Gazetesi kuyruğunun altına diken sokulmuş şarlatan gibi ve ezan sesi duymuş şeytan misali şöyle feryat ediyordu.             "Ayasofya Müzesi yavaş yavaş ibadete açılıyor. Bir minareden ezan okunuyor. Çalışanlar için yapıldığı söylenen mescit halkla dolup taşıyor. Mescidi uzun süredir gayri resmi olarak halkın ibadetine açık olan Ayasofya'dan son dönemde ezan sesi de yükselmeye başladı. Topkapı Sarayı tarafındaki minarede bulunan beş hoparlörden ezan okunuyor." Dünkü Sabah haberinin giriş paragrafı aynen böyle..."             Sabah, demeye getiriyor ki, "böylece taksit taksit Ayasofya yeniden cami haline getiriliyor! Türkiye öz benliğine ve öz güvenine kavuşuyor. Aman tedbir alın, Tekbir sesleri yükseliyor!             Ayasofya'da ezan sesi, azanları ve azınlıkları ürkütüyor!       &nb... Devamı

Türk'ün Sesi

2008-08-28 17:40:00

Şiir Adı : Türk'ün Sesi Vatanı vatan eden kutsal topraktır. Değerini bilmeyen alçaktır. Benim ulusumu var eden yüce Allah'tır. Benim şanlı soyum Altay'dandır. Din ve iman içimde saklıdır, Eğer dışıma yansıyorsa Bilki Türklük bana haramdır. Atalarımın bana emanet ettiği topraklar, Anamın ak sütü gibi helaldir. Değerini bilmeyen değersiz bir alçaktır. Bir dil, bir millet ve de bir devlet Budur benim aşkım ve Turanım. Gelecekteki yarınım çocuklarım Bu toprakta huzurla yaşasınlar, Ben bu yolda şehit olmaya hazırım. Alevisi, Şiisi , Sünnisi, Sağcisi, Solcusu Gelin Türkçü yolda birbirimize kavuşalım. Turan'a beraber ulaşalım beraber şahlandıralım. Bilki budur Türk'ün sesi bilki budur Türk'ün yükselişi. Kanımdan biri olsun benimle beraber olsun. TANRI TÜRK IRKINI KORUSUN. Yücel Mehmet Çavuş (2005 Bir Turan Vakti) Şiiri gönderen www.gocmenkizi.blogcu.com ' a şükranlarımı sunarım.Baki selam ve dua ile, Devamı

1 Nisan " Hile Günü "

2008-04-03 10:39:00

1 Nisanın tarihçesi;   15. yüzyılın sonlarında, Haçlı ordusu Endülüs Müslümanlarının son kalesini kuşatır. Uzun süren bir kuşatma olmasına rağmen, kış aylarının da etkisiyle, kale korunabilmektedir. Durumun zorluğunu anlayan Haçlı ordusunun komutanı değişik taktikler düşünmektedir.En sonunda 31 Mart gecesi Kalenin önüne giderek bir elinde Kur'an bir elinde İncil 'Şu iki kitap üzerine yemin ederim ki, teslim olursanız bu akşam size bir şey yapmayacağım' der. Gerekli görüşmelerden sonra canlarının kurtarılması karşılığında Müslümanlar kaleyi teslim ederler.Ertesi sabah, yani 1 Nisan sabahı, Haçlı ordusu komutanı bütün Müslümanların öldürülmesi için emir verir. Bunun üzerine Müslümanlar 'Yemin etmiştiniz,bize söz vermiştiniz' dediklerinde Haçlı ordusu komutanı 'Benim sözüm size dün akşam içindi, bugün için size bir sözüm yoktur' diye cevap verir ve bütün Müslüm anlar orada Şehit edilir.İşte o gün bugündür 1 Nisan hristiyanlar arasında 'Hile Günü' olarak kutlanmaktadı r.   Maalesef hıristiyanları taklit etmeyi modernleşme sanan gafil müslümanlar arasında da yaygınlaşmış,yüzlerce, binlerce müslümanın katliam günü olan 1 Nisan'lar,  bir şaka günü olarak kutlanmaktadır. Devamı

Ey Kavmim !

2008-03-31 10:12:00

Ey kavmim! Ey kavmim! Dünden bugüne hâl-i pür melaline dön de bir bak. Düşmanlarının putuna tapıyorsun, ama bunun farkında bile değilsin. İsrailoğulları da öyle yapmıştı. Firavun'un zulmünden kurtulunca, gerçek kurtarıcılarını çabuk unuttular. Musa Tur'a, Rabbinin mesajını almaya gittiğinde, ellerindeki altın gümüş takılardan bir heykel yapıp tapmaya koyuldular. Bu taptıkları buzağı heykeli, kimin tanrısıydı biliyor musun? Kendi özgürlüklerine ve hayatlarına kasteden Firavun'un. Yani düşmanlarının. Kendi peygamberlerini taşlayan, linç eden, çarmıha geren İsrailoğulları gibi, iyilerini taşlıyorsun Ey kavmim! İçindeki iyiliği taşladığını, onu katlettiğini bilmeden yapıyorsun bunu. Seni aydınlatmak için yanan her ışığı, bir kova su alıp söndürmek için koşuyorsun. "Yangın var!" diyenlerin ardınca gidiyorsun. Bilmiyorsun ki ışığı söndürmek için seğirtenler, senin imanını kundaklayanların ta kendisidirler.Ey kavmim! Tıpkı, kendi peygamberlerine "Sen ve Rabbin gidip savaşın, biz oturup burada sizi bekliyoruz" diyen İsrailoğulları gibisin. Özgürlük uğruna bedel ödemeye yanaşmıyorsun. Sözleşmene ihanet ediyorsun. Men ve Selva'yı önünde bulsan, "Hani bunun soğanı sarımsağı?" diyorsun. Soğanı, sarımsağı özgürlüğe tercih ediyorsun. Hakikatin ardınca değil, atalarının ardınca gidiyorsun. Ölülerin için ölüyor, fakat dirilerini ellerinle öldürüyorsun.Ey kavmim!İsa'nın diliyle "badanalı kabirlere benziyorsun". Dışardan alımlı-çalımlı görünmeye çabalıyorsun, fakat için leş gibi kokuyor. Paraya ve korkuya iman ediyorsun. Efendilerin seni para ve korkuyla güdüyor. O efendiler ki, onlar senin eserindir. Bu halinle sen, celladını doğuran talihsiz analara benziyorsun. Suçu savunuyor, suçluyu koruyor, mağduru tekmeliyorsun. Zalimi yüceltiyor, mazlumu eziyorsun. Değerlerini pazarlıyor, kimliğinden utanıyorsun.Ey kavmim! Tufanın kokusu geliyor, fakat sen gemileri ve gemicileri taşlıyorsun. İbrahim'e su taşıyanları suçluyor, Nemrud'a odun taşıyanları alkışlıyorsun... Devamı