“Bu çeşmeden herkes su içebilir, ama Müslümanlar asla!R

2008-03-31 10:08:00

Zamanın birinde; adamın biri, kasabanın tam ortasına bir “çeşme” yaptırmış... Üzerindeki mermere de şöyle bir yazı yazdırmış: “Bu çeşmeden herkes su içebilir, ama Müslümanlar asla!” Müslümanlar şaşırmış... Çünkü, “çeşme”yi yaptıran bir “Müslüman”, ama o yazıyı yazdıran da aynı Müslüman!   Çıkmış biri Kadı Efendi’nin huzuruna ve şikâyet etmiş adamı... Kadı hazretleri, ertesi gün yaka-paça getirtmiş adamı: “Be adam, bu ne densizliktir!”Adam, “O yazıyı yazdırmamın bir sebebi var” demiş ve “hikmet”in anlaşılabilmesi için, kendisine “tutuklama yetkisi” verilmesini istemiş. Hikaye bu ya... Kadı da merak etmiş, işin nereye varacağını... Ve, istenen “yetki”yi vermiş.   Adam, dönmüş kasabaya... Aldığı yetkiye dayanarak, önce kasabadaki Haham’ı tutuklamış!... Bütün Yahudiler ayağa kalkmış... Gürültü-patırtı, tepki, protesto derken, varmışlar Kadı Efendi’nin huzuruna: “Haham’ımızı isteriz!” Haber salmış Kadı Efendi kasabaya... Haham "serbest" bırakılmış. Birkaç gün sonra, bu defa kilisenin “Papaz”ını tutuklamış çeşmeyi yaptıran adam. Bu defa Hıristiyanlar ayaklanmış... Doğruca Kadı Efendi’nin huzuruna: “Papazımızı isteriz!”   Uzatmayalım... O da "serbest" bırakılmış. Çeşmeyi yaptıran adam, bu defa kasabanın tek “imam”ını tutuklayıp, atmış zindana. Bir gün geçmiş, iki gün geçmiş, üç gün geçmiş.... Ne bağıran var, ne çağıran!... Kadı Efendi beklemede... Ne gelen var, ne giden!... Dayanamamış, kendi düşmüş yollara... Gelmiş kasabaya. Gelirken de, karşısına çıkan kasabalılara sormuş: “Sizin bir imamınız vardı, duydum ki tutuklanmış, acaba suçu neydi?”Dudak bükmüş kasabalı: “Devlet tutuklamışsa, vardır bir sebebi!... Zaten, son günlerde ileri-geri lâflar ediyordu... Çeksin cezasını zindanda!!!”   Kadı Efendi, aldığı bu cevaplardan sonra, gitmiş ... Devamı

Türk'üm Ben !

2008-03-18 09:24:00

Ben Bir TÜRKÜM !...Ben;Orta Asya'dan Türeyen, Anadolu'da Büyüyen, Avrupa İçlerine Yürüyen TÜRK'üm !Ben;Dağlarda Gemi Gezdiren, Taşlara Destanlar Kazdıran, Tarihi Baştan Yazdıran, TÜRK'üm !Ben;Adalete, Ben Mertliğe Örnekler Veren, Ölüm - Kalım Savaşına Gülerek Giden, Yeryüzünde Her Murada Eren TÜRK'üm !Ben;Sancaklara, Tuğlara Baş Eğdiren, Beylere, Paşalara Hil'at Giydiren, Kılıcını Üç Kıt'ada Gezdiren TÜRK'üm !Ben;Atilla'yı, Yavuz'u, Fatih'i Var Eden, Kralları, İmparatorları Kendisine Yar Eden, Düşmanına Dünyasını Dar Eden TÜRK'üm !Ben;Şahları, Sultanları Kul Edinen, Altınları, Elmasları Pul Edinen, İncili Kaftanları Çul Edinen TÜRK'üm !Ben;Zafer Rüyasını Görenlere Saç Yolduran, Hezimete Uğratıp, Ümitleri Solduran, Müzelerde Baş köşeleri Dolduran TÜRK'üm !Ben;Damarlarında Asil Kanın Aktığı Irkım, Benden Bahseder Destanım, Ağıtım, TÜRK'üm, Ben TÜRK'üm, Taa İliklerime Kadar Ya Siz Kimsiniz ?DERT SOFRASINDAN BAL YEDİK, CAN VERDİK ASLA BOYUN EGMEDİKBEN TÜRK'ÜM  Ben Belene'deki Türküm..dili ve dini değiştirilmek üzere bu ölüm adasına yollanan; domuzların müslüman etiyle beslendiği, insafın zerresinin olmadığı bulgar zulmü altında yok edilmiş binlerce TÜRK’üm ben! Ben, Mora’daki Türk’üm, Ekmeğimi, suyumu paylaştığım kapı komşum yunanın bir gece sıcacık yatağımdan sürükleyerek koyun keser gibi kesip, diri diri yaktığı yirmibin TÜRK’üm ben! Ben, Arnavutluk’ taki, Yugoslavya’daki, Bulgaristan’daki, Yunanistan’daki, BALKAN’lardaki Türk’üm, Bu toprakları bal gibi tatlı yapan ve bu toprak uğruna kanı oluk oluk akanım. Sofrası başında, tarlasında, uykusunda, bebeği karnında, kundakta, yedisinde, yetmişinde katledilen, kalanı da adı, dili, dini değiştirilmek üzere Yunan, Bulgar, Sırp mezâlimi altında inleyen Türk’üm ben! Ben, Kıbrıs Türk’üyüm, Büyük Yunanistan projesi dahilinde, Rum papazların önderliğinde yüzelli yıldır yok edilmeye ... Devamı

Kıyamete Kadar Çan Sesi Dinlemek

2008-03-13 11:23:00

  Ahmet Vefik (1823-1891), Osmanlı döneminde önemli hizmetleri olan bir Paşa'dır. İlk Türkçe sözlük kabul edilen Lehçe-i Osmani'yi hazırladığı ve Türk tarihinin Osmanlı ile başlamadığını gündeme getirdiği için Osmanlı'nın ilk Türkçülerinden kabul edilir. Lisanda sadeliği savunmuş, bir yandan da modernleşme hareketine de önemli katkıları bulunmuş bir paşadır. Bunca faziletine rağmen Paşa, bir gaflet anı mıdır, bilemeyiz, öyle bir hata yapmış ki, cezasını "Kıyamete Kadar Çan Sesi Dinlemek" mecburiyetinde kalarak ödemekte. Paşa, Rumelihisarının üst tarafındaki arsayı Amerikalı protestan misyonerlere satıp "Robert Koleji" isimli misyoner yuvasının kurulmasına sebep olmuş. Eyüp Sultan'a gömülmeyi vasiyet eden Ahmet Vefik Paşa'nın bu vasiyeti, Ulu Hakan Abdulhamid Han tarafından, şu ibret vesikası sözlerle reddedilmiştir. "Protestanlara arsa satan adam, kıyamete dek onların çan sesini dinlesin." Abdülhamid Han, Eyüp Sultan'a değil, Ahmet Vefik Paşanın sattığı arsanın hemen önündeki Rumeli mezarlığına gömülmesini emretmiş. *** Mustafa Müftüoğlu'nun Tarihi Gerçekler isimli eserinden (c.2, 41. s) konuyu okurken, aklıma AKP'nin "Azınlık Vakıflarına mülk edinme serbestisi" getiren kanunu ısrarla çıkartmak isteyişi geldi. (yasa mecliste, MHP'nin ret oylarına rağmen, AKP'nin oylarıyla kabul edildi) Elbette ben Abdülhamid Han gibi yetkili biri olmadığım için, "Ecnebiye toprak satan, onların .." diye emir veremem. Ancak; Bir Türk olarak diyorum ki, Azınlık Vakıfları yasasına her kim olumlu oy verdi ise, Allah(c.c) kıyamet günü onları Azınlık Vakıfları hahamları ve papazlarıyla beraber haşr etsin..." Beklentimiz ve isteğimiz o dur ki, hem gelecek nesillerimizin bu dünyasını, hem de kendi ahretlerini karartacak bu hain yasa "Dindar Cumhurbaşkanımız" tarafından veto edilir. Kıyamete kadar çan sesi dinlemek büyük talihsizlik olsa gerek ammaaa kıyamette Haham ve Papazlarla haşr olunmak, bir Müslüman için herhalde cezaların en b... Devamı

Hüseyin Nihal ATSIZ

2008-03-12 09:59:00

Hüseyin Nihal Atsız (Atsız), 12 Ocak 1905’te İstanbul’da Kadıköy’de doğdu. Babası bahriye (deniz) subayı Nail Bey, annesi Fatma Zehra Hanımdır. İlköğrenimini Kadıköy’deki çeşitli okullarda, orta öğrenimini Kadıköy ve İstanbul sultanilerinde yaptı. Buradan mezun olunca Askeri Terbiye’ye yazıldı. Bu okulun 3.sınıfında iken, Arap asıllı bir subaya selam vermeyi reddettiği için okuldan çıkarıldı. Daha sonra İstanbul Darülfünunu (Üniversitesi) Edebiyat Fakültesi’ne yazıldı. Bu fakülteden 1930 yılında mezun olunca, Türkiyat Enstitüsü’nde, hocası Köprülüzade M.Fuat Beyin asistanı oldu. Ancak diğer hocası Zeki Velidi (Togan) Beyin Türk Dil Kurultayı’nda maruz kaldığı hücumlara tepki olarak çektiği telgraf sebebiyle asistanlıktan çıkarıldı (1933).   Atsız, önce Malatya Ortaokulu’nda Türkçe, daha sonra Edirne Lisesi’nde Edebiyat hocalığına tayin edildi. Edirne’de iken Orhun dergisini yayımladı (1933-1934). Bu dergi, daha önce yine kendisinin yayımladığı Atsız Mecmua’nın (1931-1932) devamı niteliğindeydi. Her iki dergi de Türkçülük ülküsünü güçlendirmek ve yaygınlaştırmak amacıyla çıkarılmıştı. Ancak dil, edebiyat, tarih, halkbilim, yazım konularındaki yazılar ve şiirler de bu dergilerde yer alıyordu. Orhun’un 9.sayısındaki, resmi tarih tezini eleştiren bir yazı sebebiyle dergi kapatıldı. Atsız da bakanlık emrine alındı.   Ağıt Gönlümde yazdığım bu son ağıtaNazire yaparak coşan dalgalar!Hastası olup da geç vakit hekimArayanlar gibi koşan dalgalar! Sizin de elbette var ki bir sızınız,Bundan mı geliyor korkunç hızınız?Beni de beraber alır mısınızKederle kabarıp şişen dalgalar? Sizinle paylaşssak bu korkunç gamı;Bitmiyor bu sonsuz ecel akyamı.Bilmem ki bundan mı titriyor gemiEy dalgakıranı aşan dalgalar? Hey Atsız! Çöküyor eski bir direk.Baksan da dünyaya titremeyerekHepimiz beraber haykırsak gerekEy bela dehrinde pişen dalgalar!.. Nihal Atsız, bundan sonra... Devamı

Ali Bülent ORKAN

2008-03-06 09:54:00

  [ UNUTMADIK ! ]   Ali Bülent ORKAN   Ali Bülent ORKAN Samsun'luydu 25 yaşında olup, ailece Ankara'nın Etlik Aşağı eğlence semtinde oturuyordu. İncirli lisesi gece bölümü öğrencisiydi. 1980 öncesinde meydana gelen bazı olaylar sebebiyle yargılandığı 12 Eylül Mahkemelerinde idam cezasına çarptırıldı. Mamak Askeri Cezaevi'ndeki ölüm hücresinden sabaha karşı alınarak götürüldüğü Ankara Merkez Kapalı Cezaevi'nin infaz bahçesinde asılarak şehit edildi. Cenazesi Ankara Karşıyaka Askeri Mezarlığına defnedildi. Mamak Askeri Cezaevi dehşet günlerini yaşıyordu... Komonist örgütlerin kılını bile kıpırdatamadığı bu şiddet ortamında Ülkücüler ferdi çıkışlarıyla destanlara konu olacak kutlu bir direniş ortamındaydılar... Bunun en estetik örneğini Ali Bülent Orkan göstermişti... İdam cezası alanlar A blok Tecrit 2 Ön de bulunan 35 ve 36 numaralı hücrelere kapatılırdı ve bir kaç gün sonra da infaz... İşte 1 numaralı hücrede kaldığım bu günlerde tanıdım O nu... Bahçeye çıkarken onun 35 numaralı ölüm hücresinin önünden geçerdik ve gözlerimizle konuşurduk... Aramızda müthiş bir dayanışma ve olağanüstü bir haberleşme örgüsü vardı... Şer örgütlerinin azılı tetikçileri idarenin baskısına boyun bükmüş yedek gardiyanlık yaparken , Ali Bülent Orkan gibi kardeşlerimiz direnişin sembolü olmuştu... Rütbesiz Er'lere "Komutanım" diye hitap etmek mecbur ve aksi durum, ağır cezayı müeyyidelere gerekçe idi... Fakat benim Kardeşim Orkan ; -Hey asker ağa bir baksana , diye kapıda ki Yüzbaşı'ya seslenerek , mitolojik bir çıkış yapıyor ve günlük sakal tıraşının mecbur olduğu o işkence günlerinde bir haftalık sakalı ile , üç adım hücre voltası atarak , havalı havalı yürüyordu... O sanki idam mahkumu değilde, ilahi bir celsenin hakimiydi... Ali Bülent Orkan , 13 Ağustos 1982 Cuma günü sabaha karşı Ankara Ulucanlar cezaevi'nde asılarak şehit edildi... Mübarek bedeni Ankara Karşıyaka Asri mezarlığı’na defnedildi... Ruhu şad makamı cennet..... Devamı

Babanın Oğluna Mektubu !

2008-02-28 11:10:00

Yarın, 23  yaşındaki tek oğlunun doğum günüydü. Baba, çok sevdiği biricik evladı için ne yapması gerektiğini uzun uzun düşündü. Önce, özene bezene bir mektup yazmaya karar verdi. Sonra, "Ne özenmesi? Süslü cümleler aramaya ne gerek var? İçinden geleni yaz" dedi kendi kendine... Günlük iş koşuşturması hafiflediğinde, işyerindeki çalışma masasının üstüne bembeyaz kâğıdı koyup, kalemi eline aldı. El yazısı ile mektup yazmayalı ne kadar çok zaman geçmiş diye düşündü.   "Canım gözbebeğim, Kardeşin duymasın ama ilk kez bu özel gün için sana torpil yapacağım aslanım: Seni daha çok özlüyorum! Hani, küçücükken o minik kollarını ardına kadar açıp 'Baba, seni işte bu kadar seviyorum' demen gibi, ben de kollarımla dünyayı kucaklayacak kadar açmak isterim, ben de seni bu kadar seviyorum demek için... Sen küçükken yaptığımız bilek güreşlerini özledim evlat... Yo yo, inan ki sen daha güçlü olduğun için kazandın hep... Ben mahsustan sana yenilmedim! Hani 6 yaşındayken benim doğum günümde yaptığın fedakârlığı hatırlıyor musun yavrum? Hani dedenin sana aldığı ve senin çok sevdiğin badem şekerini yememiş, 'Babam gelince ona vereceğim' deyip, uyuya kalmıştın. Bu hareketinle bana bir iyilik yapmak yerine içimi acıttığını nereden bilecektin?  Ne çok planımız vardı birlikte... Maça gidecektik, memleketimize gidecektik, Hindistan'a gidecektik. Bir türlü olmadı.   Şimdi, senin doğum gününde hatırladığım şeye bakar mısın oğlum; bir gün, 'Yine geç mi geleceksin baba?' diye sorup, sonra o tatlı yüzüne yerleşen hüzünle, 'Olsun, uyumayacağım, bekleyeceğim seni' deyişin canlanıyor gözümün önünde... Uyu bebeğim, uyu meleğim, sen uyu... Çünkü yanına ne zaman geleceğimi ben de bilmiyorum. Baban."   Ertesi gün mektubu götürüp, birkaç damla gözyaşıyla toprağını ıslattığı şehit oğlunun mezarına gömdü...   “Evlât kokusu, Cennet kokusundandır.” Hz.Muhammed (SAV... Devamı

Osman Yüksel SERDENGEÇTİ

2008-02-27 12:14:00

  Osman Yüksel Serdengeçti, ilkokulu Akseki’de, orta ve liseyi Antalya’da bitirdikten sonra 1940 yılında Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’ne girdi. Fakülte son sınıfta iken karıştığı olaydan dolayı okuldan atıldı. Yapılan tahkikat neticesinde beraat etmesine rağmen tekrar okula alınmaz. Bundan dolayı dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’e hitaben yazdığı “Yüksek Vekaletin Alçak Vekiline” adlı dilekçesinden dolayı mahkemece tutuklandı. Tek sayı çıkarabildiği “Bağrıyanık” adlı mizah gazetesi yasak yayın sayıldı. 1965 yılında Adalet Partisi’nden bir dönem maceralı bir şekilde Antalya milletvekilliği de yapan Serdengeçti, akrabası da sayılan İsmet Hanım’la evlenir ve bu evlilikten bir erkek çocukları dünyaya gelir. Lakin o da iki yaşında vefat ettikten sonra bir daha da çocukları olmadı. Yakalandığı parkinson hastalığından kurtulamayarak, 10 Kasım 1983’te Ankara’da Hakk’ın rahmetine kavuştu.(1)   Sempatik ve cesurdu 66 yıllık hayatının büyük bir kısmı, akıl almaz mücadelelerle geçen, hapishaneleri mekan tutan, bildiğini söylemekten çekinmeyen dava insanının asıl adı Osman Yüksel’dir. Merhum Akseki Müftüsü Salim Yüksel’in oğludur. Eski Diyanet İşleri Başkanlarından merhum Ahmet Hamdi Akseki’nin yeğenidir. Bir topluluk içerisinde derhal kendisini belli eden, dikkatleri üzerine çeken bir kişiliği vardı. Yasak, kural, baskı tanımayan bir karakter taşıyordu. Başkalarının tesirlerine kapılmaz, kendisi çevreye tesir ederdi. Serapa espiri dolu bir konuşma ve yazı üslubu vardı. Sempatik, cesur ve ataktı. Şahsiyetinin temel esaslarını içerisinde yetiştiği İslamî iklimden almış; dinî, tarihî, edebî eserleri okuyarak kültürünü zenginleştirmişti. Aynı zamanda şairdi. Onun Sakarya Türküsü adlı şiirinden bir parçaya yer verelim: “Trenimiz geçerken Sakarya kenarından, Rüzgarlar esiyordu şehitler diyarından. Dağlar rükûa varmış kabul olmuş dilekler, ... Devamı

İlhan ESEN - Şiir

2008-02-12 09:51:00

Gamlanma Türk evladı, kara gün gelir geçer, Ergenekonda zincir, söken sen değilmisin. Her fırtına ardından, mutlaka hava açar, Nice kasırgalardan ,çıkan sen değilmisin.   Isık gölden uzandın, Asyanın dört ucuna, Başlılar baş eğdiler, senin kutlu gücüne, Tarihin beşiğinde, kapkaranlık acuna, Işık olup şimşekçe, çakan sen değilmisin.   Medeniyyet mührün var, tarihin çağlarında, Zafer eksik olmadı, kurt başlı tuğlarında, Beşbin yıldır her bahar, Asya’nın dağlarında, Nevruz ateşlerini, yakan sen değilmisin.   Düşmanın hilesiyle, esir düşünce vatan, Kırk yiğitli Kürşatla, tüm Çin’e kafa tutan, Orhunun kenarına, Türklüğünü anlatan, Ölümsüz kitabeler, diken sen değilmisin.   Her hedefin ardından, yenisine başlayan, Bir esrüklük içinde, Kızılelma düşleyen, Erenlerle kalpleri, nakış nakış işleyen, Alplerle seller gibi, akan sen değilmisin.   İbn-i Sinayla tıbbın, önüne ışık saçan, Uluğ Bey’le göklerde, nice sırları açan, Yeseviyle ilâhi, sevda bâdesi içen, Yunus olup gönülden, bakan sen değilmisin   Sen tarihi yapansın, sen tarihi yazansın, Hayâllerin geçmişe, Malazgirte uzansın, Sana zincir vurmayı, hayâlleyen Bizans’ın, Zincirini boynuna, takan sen değilmisin..   Göz nuru kilimlerde, binbir nakışla coşan, Kaba taşın üstüne,ince desenler düşen, Tellerde nağme olup,renklerde ebrulaşan, Bursada has ipeği, büken sen değilmisin.   Anadolu açınca, sana tüm sırlarını, Vatan olup bağrına, bastı Türk erlerini, Peygamber müjdesince,Bizans’ın surlarını, İmânının gücüyle, yıkan sen değilmisin.   Elinde kılıç kalem, dua,tekbir dilinde, Asırlarca yürüdün, Yaradanın yolunda, Asyada,Afrikada, Balkanda,Rumelinde, İslâm’ın sancağını, çeken sen değilmisin,   Girdiği her ülkeye, düzen adalet veren, Yoksula sahip çıkan, zayıfa arka duran, Mazlumların üstüne, daim kol kanat geren, Zalimin tepesine, çöken sen değilmisin.   Hak güçlünün denirken, hakkı ... Devamı

Anlat Mektupta - Şiir

2008-02-11 20:55:00

  Günlerin ayların ne isimleri Gönder de hatırlat yok resimleri Unuttum unuttum tüm mevsimleri Kar nasıl yağardı anlat mektupta ***Arıyı peteği bal özünü de Yeşili çimeni kır sözünü de Unuttum unuttum gökyüzünü de Kuş nasıl uçardı anlat mektupta   ***Kelebek rüzgara kızar mı bazı Dal dal öpüp de eder mi nazı Unuttum unuttum baharı yazı Gül nasıl kokardı anlat mektupta   *** Düşümde görürüm bazen anamı El açıp yalvarır dua bana mı Unuttum unuttum yaşlı babamı O nasıl yiğitti anlat mektupta   *** Beklerken hücremde sehpa sıramı Bir sızı gelip de yakar şuramı Unuttum unuttum yerim bura mı Er nasıl yutulur anlat mektupta   *** Anlat anlat çünkü hasretiyim bunların Ozan Mustafa'mda özlem yıllarım Unuttum unuttum biten yolları Son nasıl derler anlat mektupta   ***... Devamı

Paranın Gücü

2008-02-08 17:26:00

DÜNYAYI HANGI AILE VE SIRKETLER YÖNETIYOR Çogu Amerikali "Federal Reserve" adli bankanin Amerika'nin Merkez Bankasi oldugunu varsaymaktadir. Amerika'da herkes Amerika'daki en güçlü kisinin Amerika Baskani oldugunu zanneder. Oysa durum bilinenden farklidir. Amerika'da en güçlü kisi bu bankanin baskani Greenspan'dir ve 30 yildir bankanin baskanidir. Bir açiklamasi Amerika'nin iktisadinin çökmesine, borsalarin yükselip düsmesine yetmektedir. Para arzini, faiz oranlarini düzenleyen Federal Reserve'in baskani Greenspan'dir. Peter Kershaw'a göre bu bankanin sahipleri: 1- Rothschild Ailesi (Londra) 2- Rothschild Ailesi (Berlin) 3- Lazard Kardesler (Paris) 4- Israel Seiff (Italya) 5- Kuhn-Loeb Sirketi (Almanya) 6- Warburgs (Amsterdam) 7- Warburhs (Hamburg) 8- Lehman Kardesler (New York) 9- Goldman&Sachs (New York) 10- Rockfeller Ailesi (New York) Sizin de dikkatinizi çekecegi gibi bankanin yedi ortagi Avrupa'da. Simdi Amerikali bazi aydinlar bunu düsünmeye basladilar. Jim Marrs'in "Rule By Secrecy" adli kitabina göre New York'ta bulunan ve diger 11 subesini de kontrol eden bu bankanin finansal kontrolü iki kurulusun elindedir. IMF ise bunlarin uzantisidir. Bu kuruluslar: 1- Bankanin %32,3' ü 6.389.445 hisseyle Chase-Manhattan (Rockfeller Ailesinin kontrolündedir.) 2- %20,5'i 4.051.851 hisseyle Citibank'tir. Bu iki kurulus bankanin yaklasik %53' üne sahiptir. Trilyonlarca dolarin dolastigi bu sistemde böyle bir durum kafanizi karistirmis olmali. Simdi bu bankerlerin ve ailelerin Washington D.C.'deki yöneticilere nasil nüfuz edebileceklerini ve onlari nasil yönlendirebileceklerini bir düsünün. Onlarin diger ülkeler üzerinde kendi çikarlarina hizmet edecek hangi politikalari uygulamalari gerektigini ve bunun Türkiye'ye yansimalarini görecegiz. Bir ülke nasil yönetiliyor? Cevap paranin nereden geldiginde sakli. "Federal Reserve Corporation" para basar, bunu faiz karsiliginda Amerikan dev... Devamı