Ülkünüz ÜLKÜMÜZ' dür !

2008-02-08 17:23:00

Damla damla ırkımın kanı, Bir kımız çamçağına akarken, Altaylar'da öğrenmiştik biz, Ölümle anda olmayı.Umay'ın kanatlarında,Tanrı Dağı'na bakarken,Küçücük ellerimizle Güneşe dokunmuştuk.Sonra bizim olsun istedik güneş,İşte herşey böyle başladı... Malatya’nın Doğanşehir ilçesine bağlı Polat köyünden olup 20 yaşındaydı. Ailece, Doğanşehir’de Yeni Belediye Garajı’nın yakınında oturuyorlardı. Liseyi yeni bitirmişti. Doğanşehir’de meydana gelen bir olaya adı karıştığı için tutuklanıp cezaevine kapatıldı ve 12 Eylül Mahkemeleri’nde yargılanarak idam cezasına mahkum edildi. 2 Mayıs günü, sabahın erken saatlerinde Elazığ Kapalı Cezaevi’nde asılarak şehit edildi. Mahkemede idam cezasına çarptırıldığını öğrenen annesi, ruhi bunalım geçirdi. Şehadetini duyunca da felç oldu. Cenazesi, Doğanşehir Mezarlığı’na defnedildi......   DARAĞACINDA CAN VEREN BİR ŞEHİDİMİZİN SON SAATLERİ   Genç yaşta Ülkücü Hareketin saflarına katılmıştı. 12 Eylül öncesinde mücadelenin içerisinde yer almış hatta bu uğurda cezaevine de girip çıkmıştı.12 Eylül fırtınası, "Ülkü Çiçekleri"ni birer birer dallarından kopararak savurmaya başladığında o günlerde yaşananlardan endişe içinde kalan ailesi, onun hemen askere gitmesini istemişti. O, Ülkücü sabıkasından dolayı “sakıncalı er” olarak acemi birliğini tamamladıktan sonra usta er olarak değişik yerlerde silahsız görevlere gönderildi. En son geldiği yer Elazığ İl Jandarma Alay Komutanlığı idi. Merkez Bölük Komutanı olan yüzbaşı ise gerçekten milliyetçi ve vatansever bir insandı. Komutanına, devamlı olarak askerlikle ilgisi olmayan onarım işlerine koşturulduğunu anlatınca o, bu şikayeti anlayışla karşılamış ve gerekli emirleri vererek onu askerliğinin son aylarında hem onurlandırmış hem de bilmeyerek vicdanında bütün hayatı boyunca kanayacak bir yaranın açılmasına sebep olmuştu. Artık, cezaevi dış güvenlik nöbetlerine ve koğuş arama operasyonlarına gönderiliyordu. So... Devamı

Şehitler Ölmez !

2008-02-08 10:03:00

   Ölüm, duymak istemesek de duymak mecbûriyetinde olduğumuz bir nidâdır... Ölüm, “zamansız geldi” desek de; boyun eğmek mecbûriyetinde kaldığımız bir vedâdır... Ölüm, aslında bir “elvedâ” değil, yeni bir hayata “merhabâ”dır… Ölüm, kimileri için “şeb-i arûs”, kimileri için “nev-rûz”, kimileri için fîrâk, kimileri için son duraktır... Kimileri içinse, ebedî olarak kalacakları “âsûde bahar ülkesi”nin giriş kapısında koklanan bir katmer güldür...  Ölüm, inanan insanlar için aslâ son nokta değil, ancak bir noktalı virgüldür... Ölüm, “her nefsin mutlaka tadacağı” ve inkârı katiyen mümkün olmayan apaçık bir hakîkattir... Ölüm, fânî  hayatımızı sonlandırsa bile, bâki dünyaya vâsıl olmamızı sağlayan bir mukadderattır... Ölüm, “Allah yolunda öldürülenler” için kesintisiz bir hayattır...                Yunus’umuzun, “Gelimli gidimli dünya / Son ucu ölümlü dünya” diye târif ettiği bu fânî âlemde; ‘yaşlı ölüler’in yanında ‘yaşlanmadan ölenler’in bulunduğu âşikâr bir gerçektir... Ve ‘yaşayan ölüler’in yanında büyük bir mutluluk içinde ‘ölmeden yaşayanlar’ın da vârolduğu îtîkâdî bir hakîkattir...             ‘Ölmeden yaşayanlar’, Î’lây-ı Kelimetullah uğruna baş koyup, Allah yolunda, vatan ve millet uğrunda savaşırken ölen serdengeçtilerdir… ‘Ölmeden yaşayanlar’, Rızâ-i Bâri için en değerli varlıkları olan canlarını feda edip, ebedî hayata kavuşan şehitlerdir… Hakk yolunda canlarını sebil eden şühedânın mertebesi, nübüvvet ve sıddîkıyyetten sonraki en üstün makamdır... Şehitler, fânî dünyayı terk ederken, “özge safâlar sürmek” için yeni  bir hayâta yelken açan yiğitlerdir... Şehitler, Allah (c.c.) katında yaşay... Devamı

Ülkücünün Çilesi

2008-02-07 15:35:00

  ÜLKÜCÜNÜN ÇİLESİGün olur, ülküsüz insanlara gıpta ile bakasınız gelir. Rahat yaşarlar. Tıpkı Şairin söylediği gibi: 'Akl-i şuur' ları vardır, güzel severler. 'Bade' içerler ve nihayet göçüp giderler. Ülkücülerin hayatı bambaşkadır. Sözlüklerinde rahatlık kelimesinin yeri yoktur. Daimi bir mücadele içinde ömür tüketirler. Hemen herkesle, her şeyle zaman zaman çatıştıkları görülür. Arkadaşları ile, aileleri ile, hatta sevdikleri ile.. Belli bir ülkünün esaslarından ziyade politikanın değişen icaplarına uymayı tercih eden kudret sahipleri ile de sık sık ihtilafa düşerler. Çok defa, başlari belaya girer; gene de sinmezler. Bu halleri ' kalabalık'a göre, uslanmamaktır; kendilerine göre de, yılmamak. Ülkücü dünya nimetlerinden yana nasipsizdir. Gözü yoktur ki, nasibi olsun. Bir lokma, bir hırka o'na yeter. Paraya karşı o kadar müstağnidir ki, halkın hayretine sebep olur. Herkesin istediğini istemez, ne istediğini de herkes anlayamaz. Kendi zevkleri dışında zevk tanımayanların gözünde 'zevksiz' bir adamdır! Küçümserler onu, hayatı anlamamakla, üç günlük dünyanın hakkını vermemekle itham ederler. Böyle davranışlara hiç önem vermez. Elverir ki, inandığına dokunulmasın! Kalabalığın nazarında o, zavallı bir hayalperesttir. Olmayacak fikirlerin rüyasına dalmış öylece uyumakta, başkalarını da uyumaya teşvik etmekte... Bir gün fikirlerinin gerçeklestiği görülse bile, O'na hiç kimse 'aferin' demez. Üstelik, 'böyle olacağı zaten belli idi' buyurulur. Ülkücünün, ülküsü ile münasebeti, hakiki bir aşkta sevenle sevgilinin münasebetine benzer. Hep verir, hiç almaz. Sevgili nazlıdır, sitemi eksik etmez, incinmeğe de hiç gelemez. Diğer sahalarda umumiyetle dikkatsiz hareket eden Ülkücü, sevgili bahis konusu oldu mu baştan başa haysiyet kesilir. Şahsına fenalık yapanlara pek aldırmaz ama, ülküsüne yan gözle bakanlara tahammülü yoktur. Sadakati için karşılık beklemez, mükafat istemez, bir garip kişidir... Ülküsüne hi... Devamı